Kur'an-ı Kerim

Kur’an’ın evrensel prensipleri

İnsanlığa doğru yolu gösterip, onları dünya ve ahiret saadetine eriştirmek için, Yüce Allah’ın indirmiş olduğu son ilâhî kitap Kur’an-ı Kerim’dir. O, yüce gayeler ve hak hedefler için indirilmiş bir kitaptır. Şu ayetler bunun en çarpıcı örnekleridir: “Elif. Lam. Mim. O kitap (Kur’an); Onda asla şüphe yoktur. O, muttakiler için yol göstericidir.” (Bakara Sûresi, [2:1-2]); “(Ey Muhammed!) İşte bu (Kur’an), ayetlerini inceden inceye düşünsünler, akıl sahipleri (aklını kullananlar)da öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübârek bir kitaptır.” (Sâd Sûresi, [38:29]) Yani Kur’an muttakilere hidayet kaynağı olarak, okunması, üzerinde düşünülmesi, anlaşılması, ihlasla açıklanması ve ibret alınıp hayatta tatbik edilmesi için gelmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de, yaklaşık yirmi kadar ayette Allah (cc), doğrudan “Ey insanlar!” diye bütün insanlığa hitap etmektedir. Bu hitaplarda, Allah’ın varlığına[1], insanlığın bir gün hesap vereceğine[2], insanların tek kaynaktan geldiğine[3], insan olmaları haysiyetiyle insanların eşit ve birbirlerine denk olduklarına[4], insanların mallarının ve canlarının korunması gerektiğine[5], Hz. Muhammed (sav)’in bütün insanlığa Peygamber olarak gönderildiği[6] ve neticede herkesin hesap vereceği bir zamanın geleceğine[7] dair evrensel mesajlar vardır. İnsanın yaratılışından beri var olan ve çağımızda baş döndürücü bir hal alan değişim karşısında, 1400 küsur yıl önce inmiş olan Kur’an-ı Kerim’in bu evrensel prensiplerleri Müslümanlara ve hatta insanlığa her konuda yol gösterdiği için çok önemlidir. Bunları yakından incelediğimizde, genel prensipler olduğunu ve her zaman bütün insanların uygulayabileceği türden ilkeleri içinde barındırdığını görmekteyiz.

Bu prensiplerin arasında çalışmak da yer alır. Çalışmak, Allah’ın ezeli kanunudur. Kur’an, bunu şöyle ifade etmektedir: “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. Onun çalışması yakında görülecektir. Sonra ona tastamam karşılığı verilecektir.” (Necm Sûresi, [43:39-41])Bu ayetler insanın ancak çalışmak suretiyle ilerleyebileceğini, dünya ve ahiret saadetinin anahtarlarının meşru yolda çalışmak olduğunu ifade etmektedir.

Diğer bir önemli Kur’an ilkesi, toplumun düzenini sağlayan adalet prensibidir. Adalet, düzgün hareket etmek, hak yememek, dengeyi gözetmek, doğruluktan ayrılmamak, doğru yoldan sapmamak gibi insani ve sosyal değerlerin bir bileşkesidir. Kur’an mutlak adaleti emreder. Bu hususta inanan inanmayan, yakın uzak, zengin fakir ayırımı yapmaz. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyan edilir: “…Yakınınız dahi olsa söylediğiniz zaman adaletten ayrılmayınız…”(En’am Sûresi, [6:152]); “Ey iman edenler! Allah için adaletle şahitlik ediniz. Kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa, (şahitlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayınız.) Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Onun için nefsinizin hevasına uyup da adaletsizlik etmeyiniz. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğip bükerseniz veya doğruyu söylemezseniz, muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa Sûresi, [4:135])

Kur’an’da insanlığa sunulan diğer bir prensip ise doğruluktur. Sözde, özde, fiilde, insanlar arası muamelelerde hep doğru olunması istenir. Nitekim Kur’an, bu hususa şöyle işaret buyurur: “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Aşırı da gitmeyiniz. Çünkü Allah, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.” (Hud Sûresi, [11:112])

Kur’an’ın ısrarla üzerinde durduğu evrensel prensiplerden biri de ahde vefadır. Ahd, bir şeyin yerine getirilmesini emretmek, talimat vermek, söz vermek, emir, talimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük, itimat veren söz demektir. Kişinin verdiği söz, yaptığı ahd, ister Allah’a, isterse insanlara karşı olsun, onda sabit kadem olunması ve sözün gereğinin yerine getirilmesi gerekir. Çünkü Yüce Allah, “Ey iman edenler! Yaptığınız akitlerin gereğini yerine getirin…” (Maide Sûresi, [5:1]); “…Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir,” (İsra Sûresi, [17:34]) diyerek insanları uyarmaktadır.

İlahî kelamın ilan ettiği önemli bir diğer evrensel mesajı da son peygamber Hz. Muhammed (sav)’in bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber olmasıdır. Allah (cc), bunu şöyle ifade buyurmuştur: “De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim. Ondan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah’a ve ümmi Peygamber olan Resulüne – ki o, Allah’a ve onun sözlerine inanır iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız.” (A’raf Sûresi, [7:158])

Kur’an’ın en hayati mesajlarından bir başkası da insanlığın tek bir kaynaktan geldiği ve eşit olduklarıdır. İnsanların karışıp kaynaşması için farklı milletlere ayrıldığı; ancak üstünlüğün yaratılış farklılıklarında değil, Allah’a karşı iyi birer kul olmakta olduğu prensibidir. Kur’an, Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır,” (Hucurat Sûresi, [49:13]) ayetiyle bu önemli konuya parmak basmaktadır. Bununla bağlantılı olarak da canlılar, bilhassa insanlar için çok önemli bir mesaj olan yaşamın muhafazası hususundaki ayet de hatırlanmalıdır: “Kim, (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.” (Maide Sûresi, [5:32])

Açıkça görülebilen şudur ki, Kur’an, insanları sadece mutlu kılmak için indirilmiştir. Onun prensipleri her insanı her zaman ve şartta mesut edecek ve herkes tarafından uygulanabilecek özelliğe sahiptir. İyice ve gerektiği gibi düşünüldüğü takdirde yukarıda dile getirilen bu ilke ve prensiplerin hiçbirinin geçersiz sayılamayacağı görülecektir.

Related posts

31. Avrupa Kur’ân-ı Kerîm Tilavet Yarışması Sonuçlandı

Düşünmek Farzdır

IGMG hafızlık Kurumları müdürleri Toplandı